Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-
Ebu Cafer (İmam Muhammed Bakır aleyhisselâm)'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
«Allah, dünyayı yaratırken ilk önce Kadir gecesini yarattı. O gecede ilk peygamberi ve ilk vasiyi yarattı. Her senede, gelecek yıla kadarki, bütün meselelerin çözümünün indirileceği bir gece olmasını öngördü.
Hüseyin b. Abdullah şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)'a dedim ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi), Âdemoğullarının efendisi miydi?" Buyurdu ki: «Allah'a yemin ederim ki, o Allah'ın yarattığı her şeyin efendisiydi. Allah, Muhammed (sallallahu aleyhi ve âlihi)'den daha iyi bir varlık yaratmamıştır»
Hammad şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık aleyhisselâm) Resûlullah'ı andıktan sonra şöyle dedi: «Emir'ül-Mü'minin buyurdu ki: Allah, Muhammed (sallallahu aleyhi ve âlihi)'den daha hayırlı bir canlı yaratmış değildir.»
Murazim, Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık aleyhisselâm)'dan şöyle rivayet etmiştir:
«Allah Tebareke ve Teâlâ buyurdu ki:
"Ya Muhammed! Ben, göklerimi, arzımı, arşımı ve denizimi yaratmadan önce seni ve Ali'yi bir nur; yani bedensiz bir ruh olarak yarattım. Sen sürekli olarak benim birliğimi zikrettin, hamd ile benden söz ettin. Sonra ikinizin ruhunu bir araya getirdim ve bir ruh yaptım. Beni hamd ile andın, beni kutsadın ve birliğimi zikrettin.
Sonra onu, iki kısma ayırdım. O iki kısmı da ikiye ayırdım. Böylece dört kısım oldu. Muhammed birdir, Ali birdir, Hasan ve Hüseyin ikidir.
Ebu Hamza şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Cafer (İmam Muhammed Bakır aleyhisselâm)'ın şöyle dediğini duydum: «Allah-u Tealâ, Muhammed (sallallahu aleyhi ve âlihi)'ye vahyetti ki: Sen bir şey değilken seni yarattım. Sana ruhumdan üfledim. Bu benden bir lütuftur ve o lütfü sana bahşettim. Çünkü bütün yarattıklarıma sana tabi olmalarını vacip kıldım. Sana itaat eden, bana itaat etmiş olur. Sana isyan etmiş olan, bana isyan etmiş olur. İnsanların, Ali ve soyundan kendime has kıldıklarıma itaat etmelerini de vacip kıldım.»
Ahmed b. Ali b. Muhammed b. Abdullah b. Ali b. Ebu Talib, Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık aleyhisselâm)'dan şöyle rivayet etmiştir:
«Hiçbir şey yokken Allah vardı. Sonra nurların nurunu yarattı. Ki bütün nurlar aydınlıklarını ondan almışlardır. Allah, Muhammed ve Ali'yi bu nurdan yaratmıştır. Onlar ilk iki nur olarak vardılar; çünkü onlardan önce başka bir şey yaratılmış değildi. Tertemiz sulblerde ilk temiz zürriyet olarak devam edip geldiler. Derken en temiz iki sulb olan Abdullah ve Ebu Tâlib'de birbirlerinden ayrıldılar.»
İsmail b. Ammar, Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık aleyhisselâm)'dan şöyle rivayet etmiştir:
«Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi) karanlık bir gecede görüldüğü zaman, bir ay parçası gibi parladığı görülürdü.»
Cabir şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Cafer (İmam Muhammed Bakır aleyhisselâm)'a dedim ki: "Bana Allah'ın Nebi'si (sallallahu aleyhi ve âlihi)'yi vasfet.
Buyurdu ki: «Allah'ın Nebisi (sallallahu aleyhi ve âlihi), kırmızıya çalan beyaz renkliydi. Gözleri koyu siyahtı. Kaşları birbirine yakındı. El ve ayak ayası etliydi, kısa değildi. O kadar beyazdı ki, gümüş kalıbına dökülmüş gibiydi. Omuz başı kemikleri iriydi. O kadar çok alakadar idi ki, birine yöneldiği zaman bütün vücuduyla yönelirdi. Boynunun alt kısmından başlayan kıllar göbeğine kadar, gümüşten bir sayfanın ortasına çizilmiş siyah bir hat gibi uzanıyordu.[1]
Boynundan ensesine kadarki kısmı, gümüşten bir ibriği andırıyordu. Burnu aşağıya doğru çekikti, bu yüzden su içtiği zaman burnu neredeyse suya değerdi. Yürürken yokuş aşağı iniyormuş gibi öne eğilimli yürürdü. Ne ondan önce, ne de ondan sonra Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve âlihi) gibisi görülmedi.»
Salim b. Ebu Hafsa el-İclî, Ebu Cafer (İmam Muhammed Bakır aleyhisselâm)'dan şöyle rivayet etmiştir:
«Resûlullah'ın üç özelliği vardır ki, ondan başka kimse de bu özellikler yoktur.
1) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi)'nin gölgesi yoktu[2]
2) Bir yoldan geçtiği zaman, iki veya üç gün sonra bir başkası o yolda yürüdüğünde mutlaka onun oradan geçtiğini anlardı. Çünkü çok güzel bir kokusu vardı.
3) Bir taşın veya ağacın yanından geçtiğinde mutlaka ona secde ederlerdi.»
Davud el-Cessas anlattı:
Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık aleyhisselâm)'ın şöyle dediğini duydum: «"Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla da yollarını doğrulturlar." (Nahl, 16) Bu âyette geçen yıldızdan maksat, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi)'dir. Alâmetlerden maksat da imamlardır (selâm üzerlerine olsun).»[3]
Aşağıdaki hadis Uyun-u Ahbari Rıza kitabından.
Ebu Basir, Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık aleyhisselam)'dan şöyle rivayet etmiştir:
«Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi) miraca çıkarılınca, Cebrail onu bir yere götürdü ve kendisi aradan çekildi.
Resûlullah ona dedi ki: «Ey Cebrail! Beni bu halde bırakıp gidiyor musun?» Dedi ki: Devam et! Allah'a yemin ederim ki, öyle bir yere ayak basmış bulunuyorsun ki, senden önce hiçbir beşer buraya ayak basmamış ve hiçbir beşer burada yürümemiştir.»
İmam Rıza babalarından, onlarda Hz. Ali b. Ebi Talib'den Allah Resulü'nün şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
"Allah Teala benden daha üstün birisini yaratmamış ve hiçbir yaratığına da benden daha çok ikramda bulunmamıştır. Ali (a.s) şöyle diyor: "Resulullah'a (s.a.a) şöyle dedim: "Siz mi daha üstünsünüz yoksa Cebrail mi?" şöyle buyurdular: "Ey Ali! Allah Teala peygamberlerini mukarreb (yakın) meleklerinden daha üstün kılmıştır. Beni ise bütün peygamberlerine üstün kılmıştır. Ey Ali! Üstünlük benden sonra sende ve senin soyundan gelen imamlardadır. Ey Ali! Melekler bizim ve bizi sevenlerin hizmetçileridirler. Ey Ali! Allah'ın arşını taşıyan ve arşın etrafında rablerini tesbih eden meleklerin hepsi bizim velayetimize iman edenler için istiğfar ederler. Ey Ali! Eğer biz olmasaydık Allah Teala, Âdem'i, Havva'yı, cenneti, cehennemi, gökleri ve yeri yaratmazdı. Nasıl olur da biz meleklerden daha üstün olmayız. Biz Allah'ı tanıma, tesbih etme, kendisinden başka ilahın olmadığını ikrar etme ve takdis etme faziletlerine onlardan önce sahiptik. Çünkü Allah Teala'nın ilk yarattığı varlık bizim ruhlarımızdır. Allah Teala ruhlarımızı yarattıktan sonra onları kendi birlik ve hamdına ikrar ettirdi ve daha sonra melekleri yarattı. Melekler bizim nurlarımızı bir tek nur halinde görünce bize tazim ettiler. Daha sonra bizler, melekler bizlerin mahlûk olduğumuzu ve Allah Teala'nın bizim sıfatlarımızdan münezzeh olduğunu bilsinler diye Allah Teala'yı tesbih ettik. Bunun üzerine melekler de Allah Teala'yı tesbih ettiler ve onu bizim sıfatlarımızdan tenzih ettiler. Melekler bizim şanımızın yüceliğini görünce bizler, Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ettik ki melekler Allah'tan başka ilah olmadığını, bizlerin onun kulları olduğunu, onunla birlikte veya onsuz kendisine ibadet edilen varlıklar olmadığımızı anlasınlar. Bunun üzerine melekler "la ilahe illallah" dediler. Melekler bizim makamımızın büyüklüğünü gördüklerinde bizler, Allah'ın büyüklüğünü ikrar ettik ki melekler büyüklüğün ancak Allah vasıtasıyla başka varlıklara ulaştığını anlasınlar. Melekler Allah Teala'nın bize verdiği izzet ve kudreti görünce, bizler: "la havle ve la kuvve illa billâh" (bütün güç ve kuvvetler Allah'tandır) dedik ki melekler bizlerin Allah Teala'nın verdiği kudret ve kuvvetten başka bir şeye sahip olmadığımızı anlasınlar. Melekler Allah Teala'nın bize verdiği nimetler ve itaatimizi vacip ettiğini görünce, bizler: "Elhamdülillah" dedik ki Melekler Allah Teala'nın nimetleri karşısında bizim görevimizin O'nu hamd etmek olduğunu anlasınlar. Bunun üzerine melekler: "Elhamdülillah" dediler.
Biliniz ki melekler bizim vasıtamızla, Allah Teala'nın birliğini, tesbih edilmesi gerektiğini, kendisinden başka ilahın olmadığını, hamd ve övgüye sadece O'nun layık olduğunu öğrendiler. Daha sonra Allah Teala Âdem'i yaratarak bizi onun sülbüne yerleştirdi ve meleklere bizim büyüklüğümüze saygıda bulunsunlar diye Âdem'e secde etmelerini emretti. Meleklerin Allah Teala için secdeleri kulluktur, Âdem'e secdeleriyse Âdem'in sülbünde olan bizlere itaat ve büyüklüğümüze ihtiram göstermeleri içindi. Öyleyse nasıl olurda bizler meleklerden üstün olmayız? Onların hepsi Âdem'e secde ettiler. Ben miraca götürüldüğümde Cebrail her cümleyi iki kere tekrar ederek ezan ve ikame okudu. Daha sonra bana "öne geç Ey Muhammed", dedi. Ben ona: Ey Cebrail, senin önüne mi geçeyim? deyince Cebrail: "Evet, çünkü Allah Teala peygamberlerinin hepsini meleklere üstün kılmıştır. Özellikle de seni" dedi. Resulullah (s.a.a.) şöyle devam ediyor: Ben öne geçerek onlara namaz kıldırdım. Ama bundan dolayı kibirlenmiyorum. Daha sonra yükselişimize devam ettik ve nur hicaplarına ulaştık. Oraya ulaşınca Cebrail bana "Ey Muhammed! Öne geç ve benden uzaklaş", dedi. Ben ona: "Ey Cebrail böyle bir mekânda benden ayrılıyor musun?" dedim. O: "Ey Muhammed (s.a.a.)! Allah azze ve celle'nin bana belirlemiş olduğu son had bu mekândır. Eğer bu haddi aşarsam rabbimin belirlediği haddi aştığımdan dolayı kanatlarım yanar." Bu sırada o nurlu alana doğru fırlatıldım ve Allah Teala'nın razı olduğu mekâna kadar yükseldim. Orada bana nida edildi ve ben: Lebbeyk ey rabbim, sen Tebarek ve Teala'sın dedim. Sonra bana şöyle nida edildi. "Ey Muhammed! Sen benim kulum ve ben de senin rabbinim. Öyleyse bana ibadet et ve bana tevekkül et; Doğrusu sen benim kullarım arasında nurumu, mahlûkatıma gönderdiğim resulüm ve insanlara delilimsin. Sen ve seni takip edenler için cennetimi yarattım ve sana karşı gelenler için cehennemimi yarattım. Kerametimi senin vasilerine ve sevabımıysa onların şialarına vacip ettim." Ben: Ey Rabbim! Benim vasilerim kimlerdir? Dedim. Bana şöyle nida edildi: "Ey Muhammed! Senin vasilerinin ismi arşımın alt kısmına yazılmıştır. Ben rabbimin huzurunda olduğum bir halde arşın alt tarafına baktım ve oniki tane nur gördüm. Her nurun üzerine yeşil bir hatla vasilerimden birisinin adı yazılıydı. Onların ilki Ali b. Ebi Talip ve sonuncusuysa ümmetimin Mehdi'siydi. Ben Ey Rabbim! Bunlar benim benden sonraki vasiler mi?" dedim. Şöyle nida edildim: "Ey Muhammed! Bunlar benim senden sonra kullarıma olan, velilerim, sevgili kullarım, seçilmişlerim ve delillerimdirler. Bunlar senin vasilerin, halifelerin ve senden sonraki en hayırlı varlıklardır. İzzetime ve celalime andolsun ki onlar vasıtasıyla dinimi aşikâr edecek ve onlar vasıtasıyla kelime-i hakkı yükselteceğim. Onların sonuncusu vasıtasıyla yeryüzünü düşmanlarımdan arındıracak ve onu dünyanın doğu ve batısına hâkim kılacağım. Rüzgârları ve ağır bulutları onun emrine vererek ve onu gökyüzüne yücelteceğim. Ordularımla ona yardım edecek ve meleklerimi onun yaveri yapacağım ki davetimi yüceltsin ve insanları tevhit inancı altında toplasın. Daha sonra onun mülkünü devam ettirecek ve kıyamet gününe kadar hâkimiyeti evliyalarıma tahsis edeceğim."[4]
ABNA.İR
- Bundan da anlaşılıyor ki, Peygamberimizin karnının diğer kısımlarında kıl bulunmuyordu.
- Çünkü nuru, güneşin aydınlığında kaybolmazdı.
- Bu rivayetler, ayetin tefsiri sayılmaz, bilakis ayetin batıni yorumu olarak değerlendirilebilir. Bunun kanıtı da Tabersi'nin "el-Mecma" da aktardığı şu rivayettir: İmam Cafer buyurdu ki: «Biz Ehl-i Beyt İmamları alametler ve Resûlullah da yıldızdır. Resûlullah buyurmuştur ki: Allah yıldızları gök ehli için güvence kıldığı gibi, benim Ehl-i Beyt'imi de dünya ehli için güvence kılmıştır.» [el-Mîzan, (Nahl, 16) Tefsir.]
- Uyun-u Ahbari Rıza, c. 1, s. 204